Yeni Nesil Çeteler Sorununda Teoriden Pratiğe: Gençlik Çeteleri Literatürü ve Spergel Modeli

Baran Şengül baransengul@gmail.com

Giriş

Gazeteciler Sadık Güleç ve Osman Çaklı, 2025 Ekim ayında Tekin Yayınevi'nden yayınladıkları Yeni Nesil Çeteler: Daltonlar, Red Kitler, Casperlar adlı araştırma-inceleme kitabıyla ülke gündemini işgal eden önemli ve güncel bir sorunun kapsamlı bir portresini çiziyorlar. Kitap yeni nesil çeteleri, bu olguyu doğuran toplumsal, siyasal ve tarihsel koşullarla beraber ele alıyor. Çete üyesi, mahalle sakini, politik örgüt üyesi, emniyet mensubu ve uzmanlarla yapılan görüşmeler aracılığıyla konunun öznelerine ses veriyor. 

Yazarlar kitabın yeni nesil çeteler olgusunun çok daha ciddi bir toplumsal soruna dönüşmesi ihtimaline karşı uyaran bir işlev görmesini umuyor. Ben de bu yazıyla gazetecilerin ortaya koydukları değerli çalışmayı genişleten bir katkı sunmayı hedefliyorum. Kitapta sağlanan çeşitli örnekler de burada sunulan argümanlar için çok kıymetli ve somut örnekler sunuyor. 

İlgili akademik literatür ışığında incelediğim yeni nesil çeteler olgusuna dair iki temel tespit sunuyorum:

Birincisi, toplumun geneli için yeni nesil çeteler, yarattıkları kaos ve güvensizlik ortamıyla otoriter iktidarın baskıcı ve denetleyici mekanizmalarını meşrulaştırıyor, toplumun kontrol altında tutulması için dolaylı bir araç ve sürekli bir tehdit kaynağı haline geliyor. Ayrıca çeteler, üyeler ve potansiyel üyeler için zorunlu, kısa vadeli bir hayatta kalma stratejisinin temel aracı olarak işlev görüyor. Bu yönleriyle yeni nesil çetelerin ikili bir işlev gördüğünü söylemek mümkün. Bu yazının ilk tespiti de böylece yeni nesil çetelerin ikincil işlevleri itibariyle Türkiye’nin mevcut koşulları altında zorunlu bir sosyal yapı olarak ele alınması gerektiği ile ilgilidir.

İkincisi, yeni nesil çetelerin genellikle 15-20 yaş arasındaki genç erkeklerden oluştuğu biliniyor. Bu sebeple halihazırda epey hacme sahip gençlik çeteleri (youth gangs) literatürüne başvuruyorum. Gençlik çeteleri olgusu İngilizce literatürde oldukça hacimli bir yer işgal ediyor, gençlik çetelerine ve beraberinde ortaya çıkan sorunlara ve müdahale programlarına dair çözümlemeler sunuyor. Literatürün ışığında, ABD'nin önde gelen çete uzmanı ve Chicago Üniversitesi profesörü Irving Spergel tarafından geliştirilen ve Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı'nın ulusal düzeyde benimsediği Kapsamlı Çete Modeli'ni (Spergel Modeli) inceliyorum. Bu model, toplumsal seferberlik, anlamlı fırsatlar, sokak çalışması, hukuki baskı/caydırıcılık ve kurumsal koordinasyon olarak anılan beş ana bileşene sahip (National Gang Center, t.y.). Bu yazının ikinci tespiti ise Spergel Modelinin beşinci boyut olarak ele aldığım kurumsal koordinasyon boyutu açısından Türkiye’de uygulanabilirliği ile ilgilidir. 

Metnin yapısı ise şöyle: 

  • ilk bölüm yeni nesil çetelerin gençlerin ihtiyaçları açısından yüklendiği ikincil işleve; 

  • ikinci bölüm, Spergel Modeline;

  • üçüncü bölüm, kurumsal koordinasyon açısından Spergel Modelinin Türkiye’de uygulanabilirliğine; 

  • dördüncü ve son bölüm, yeni nesil çete olgusuna yönelik çalışmalara içkin görünen gerilimlere ve hangi yönde ilerlenebileceğine değiniyor. 

Bölüm 1: Zorunlu Bir Sosyal Yapı Olarak Yeni Nesil Çete

Medyada "Z kuşağı mafyası" veya "yeni nesil mafya" diye de adlandırılan gruplar, genellikle 15-20 yaş aralığındaki genç erkeklerden oluşuyor. Grupların başlangıçta mahalle ve ilçelerde, suçla ilişkili ya da değil çeşitli faaliyetlerle örgütlendiği, bazılarının da zamanla ülke geneline ve uluslararası boyuta erişen suç faaliyetlerine giriştikleri ifade ediliyor.

Yeni nesil çeteleri, sadece "bastırılması gereken suç örgütleri" olarak ele almak konunun toplumsallığını göz ardı etmek olacaktır. Bu sebeple çeteleri devlet hizmetlerinin çöktüğü ve nüfus hareketliliğinin yoğun olduğu kent ortamlarında, gençlerin temel ihtiyaçlarına (istismara açık bir şekilde de olsa) cevap veren zorunlu sosyal yapılar olarak ele alıyorum. Son dönemde gündeme gelen suça sürüklenen çocuklar tartışmasıyla birlikte, yeni nesil çeteleri ortaya çıkaran koşullar oldukça tartışılır hâle gelmiştir. Bu yüzden dışsal koşullara odaklanmak yerine gençlerin ihtiyaçları üzerinde durmak daha anlamlı görünmekte. 

Çünkü asıl zorluk çete şiddetine öylece karşı çıkmak değil, çetelerin sunduğu gayrimeşru hizmetlerin yerini doldurabilecek kadar güçlü ve gerçekçi alternatif yollar aramak ya da inşa edebilmek gibi görünüyor. Şimdilik denize atılmış bir taştan ibaret de olsa mevcut yazı da bu yönde ilerlemektedir.

Kent sosyolojisi üstüne uzun yıllardır çalışmalar yapmış, yeni nesil çetelerin ortaya çıktığı ve daha çok politik olarak bilinen Gazi, Gülsuyu ve Gülensu mahalleleri çalışmış Prof. Dr. Şükrü Aslan yeni nesil çetelerin ortaya çıkışını şöyle tarif eder: 

"...mahallelerin geleneksel kültüründen, geleneksel kültürel damarlarından tamamen ayrı, ona karşı ve onun dışında bir güç olarak değil, onunla temas eden, bir parça onun dilini kullanan onun halini, onun söylemini alan, kullanan hatta yeniden üreten tarzda ortaya çıktılar." (Güleç ve Çaklı, 2025, s. 51)

Kent Meclisi Üyesi Hüseyin Esen'e göre, Gazi Mahallesi'nde sol-sosyalist aktörlerin yoğun eylemleri ve kolluk kuvvetlerinin müdahaleleri, mahallede ciddi bir yıpranmaya ve yorgunluğa yol açtı. Esen bu durumu, halkın maruz kaldığı polis şiddeti, ekonomik kayıplar ve kamu hizmetlerinin aksaması, küçük çocukların cezaevine girmesi gibi diğer toplumsal maliyetler üzerinden açıklıyor. Esen ayrıca, sürekli iç çekişmelerle bölünen ve en ufak farklılıkları bile ayrışma sebebi sayan sol-sosyalist aktörlerin, devletin bu olaylar üzerinden yürüttüğü olumsuz algı operasyonunu fark etmediğini ve sonuç olarak topluma güven vermediğine dikkat çekip şunu söylüyor:

“...barikatlarda büyüyen, zaten devlete bir kini, öfkesi olan, gelecek umudunu yitirmiş çocuklar çetelere yöneldiler” (Güleç ve Çaklı, 2025, s. 72).

Gençlik yıllarından beri organize suç dünyasının içinde yer almış ve hüküm giymiş otuzlu yaşlarındaki bir kadın da konunun ikircikli doğasını ortaya koyan şöyle bir beyanda bulunuyor: 

“Solcular bu halk eve ekmek götürsün diye hayatlarını verdiler. Hepsi F tiplerinde öldü. Bu halk anlamaz. Gençler niye solcu olsun artık. Solcularda para yok” (Güleç ve Çaklı, 2025, s. 150). 

Gazeteciler ayrıca motosikletli suikast timi ile işledikleri cinayetlerle bilinen bir çete olan Barış Boyun grubundan bir çete üyesinin sözlerine yer veriyor, bu kişinin ifade ettikleri de yukarıdaki tahlilleri öznenin ağzından somut bir şekilde dışa vuruyor:

"...Hani ne olursa olsun devlet tarafından hiçbir şekilde cezaya çarptırılmayan, hep göz ardı edilen bir kesim var. Bunlara karşı bir oluşum gibi düşünün bizi. ... Halk tarafından kötü geçmişi nedeniyle bir kenara itilenler ... bize yanaşıyorlar. Bizim amacımız kesinlikle para değil, ... asıl amacımız sokaktaki adaleti sağlamak. Devletimiz bu oluşumların önüne geçmediği sürece, ... bu adaleti gerçekleştirmediği sürece biz kendimiz bu sisteme karşı durup kendi adaletimizi sağlayacağımıza dair çok büyük yeminlerimiz var." (Güleç ve Çaklı, 2025, s. 52)

Bir başka örnekte ise yazarlar, 140journos’un Arap Emrah olarak bilinen Emrah Sever hakkında yaptığı belgeseldeki bir gencin ifadesini aktararak çete liderinin gençlerin duyduğu rol model ihtiyacına nasıl yanıt verdiğini ortaya koyuyor.

“Onun için eşkıya filan diyorlar. Oysa o bize nasihat ediyor, abilik yapıyor” (Güleç ve Çaklı, 2025, s. 67)

Yukarıda sözlerine yer verilen kadın ise erkeklerin baskın olduğu suç dünyasında kadınların rolü ne diye sorulduğunda o ortamda saygı görmenin hoşuna gittiğini belirten bir cevap veriyor:

“Ben bir evde yirmi kişiye yemek yapardım. Düşünsene hepsi katil yirmi kişi ile aynı evde kalırdım. Tabii bana saygı duyarlardı. Hoşuma gidiyor. Ararlar, ‘Yenge bir ihtiyacın var mı? diye sorarlar.” (Güleç ve Çaklı, 2025, s. 152).

Aynı kişi devam ediyor:

“Benim bir yeğenimi polis uçakla getirdi. ‘Yenge havaalanında herkes fotomu çekti’ diyor. Acayip mutlu olmuş. Oğlum sen müebbetle yargılanacaksın diyorum. Durumun farkında değil.” (Güleç ve Çaklı, 2025, s. 152). 

Görüldüğü üzere yeni nesil çeteleri salt güvenlik sorunu olarak ele almak, olgunun toplumsal kökenlerine ve gençlerin ihtiyaçlarına dair nüansları görmezden gelmek anlamına gelebilir. Bu yapılar, hızlı nüfus değişiminin görüldüğü ve devlet hizmetlerinin yetersiz kaldığı kentsel alanlarda, gençlerin aidiyet, koruma ve adalet gibi temel ihtiyaçlarına, ne kadar çarpık biçimde olursa olsun, yanıt veren zorunlu sosyal örgütlenmeler olarak ortaya çıkmaktadır. Yaygın şiddet ve ekonomik yoksunluğun yarattığı çatlaklarda filizlenen bu çeteler, mahalle kültürünün dilini ve söylemini kullanarak meşruiyet kazanmakta, kendilerini devletin göz ardı ettiği kesimlerin koruyucusu ve sokak adaletinin sağlayıcısı olarak konumlandırabilmektedir. Çete liderlerinin gençler için ağabey figürü ve rol model haline gelmesi gibi başka nüanslar sorunun sadece güvenlik tedbirleriyle çözülemeyeceğini, bunun yerine, çetelerin sunduğu gayrimeşru hizmetlerin hangi ihtiyaçlara yanıt verdiğini anlamanın zorunlu olduğunu göstermektedir. 

Bölüm 2: Kurumların Eşgüdümüne Dayanan Spergel Modeli

Gençlik çetelerine dair literatür ve çete sorununa müdahale yöntemleri, yirminci yüzyılın ortalarında Amerika Birleşik Devletleri'nin belli başlı kentlerinde ortaya çıkan, sonra da yaygın ve yerleşik hale gelen gençlik çeteleri deneyimlerinden doğmuştur. Bu literatürün belli başlı odak noktaları İlkay Nadir (2022) tarafından Gençlik Çeteleri ve Genç Suçluluğu Arasındaki İlişki Üzerine Bir İnceleme adlı makale ile Türkiye Barolar Birliği Dergisi'nin 159. sayısında Türkçeye kazandırılmıştır.

Özellikle 1960-1980 yılları arasında ortaya çıkan çete sorununa müdahalenin merkezinde, sokak temelli saha çalışması olarak bilinen bir yöntem vardı: Eğitimli uzmanlar, bizzat çete üyelerinin mahallelerine giderek onlarla güven ilişkisi kurmayı, gençleri kendilerine ve mahallelerine fayda sağlayacak, yasal ve yapıcı faaliyetlere yönlendirmeyi amaçlıyordu. Bu şekilde işleyen çete müdahale programlarının etkililiğine dair ciddi araştırmalar mevcut ve sonuçlar oldukça düşündürücü. Sokak temelli saha programlarının çoğu, titizlikle incelendiğinde, çete şiddetini veya suç oranlarını azaltmada belirgin bir etki göstermedi. Özellikle spor, kamp gibi genel aktivitelere odaklanan ya da değer veya tutum değişimi gibi belirsiz ve ölçülmesi zor hedefler peşinde koşan programlar somut bir sonuç üretemedi. Hatta bazı müdahaleler durumu daha da kötüleştirdi; çeteleri bir grup olarak dönüştürmeyi hedefleyen çalışmalar üyeleri bir araya daha sık getirerek grup bağlarını istemeden güçlendirdi ve çete kimliğini pekiştirerek sorunun çözümüne değil, sürdürülmesine hizmet etti (Spergel, 1995). 

Spergel Modeli

Gençlik çalışmasından akademiye, eğitimden program tasarımına kadar pek çok rol üstlenen Chicago Üniversitesi’nden Prof. Dr. Irving Spergel, kariyeri boyunca akademik çalışmaları günlük yaşamla ve kritik toplumsal sorunlarla ilişkilendirme anlayışıyla öne çıkan önemli bir sosyal bilimcidir. Özellikle gerçek ve pratik etkisi kanıtlanmış bilgi üretimi konusundaki kararlılığı sayesinde, teorik bilgiyi sahadaki uygulamalarla başarılı bir şekilde birleştirmiş; bu sayede gençlik çeteleri alanında hem akademik literatüre hem de sosyal politika ve uygulamalara kalıcı katkılar sağlamıştır. Geliştirdiği Kapsamlı Çete Modeli ABD’de Adalet Bakanlığı tarafından ulusal çapta uygulamaya alınmış (National Gang Center, t.y.), bu yüzden de bugün bu metne konu olmuştur. Model, 1995 yılında yayınlanan The Youth Gang Problem: A Community Approach kitabında tanımlanmıştır ve resmi adı OJJDP Kapsamlı Çete Modeli’dir.

Spergel, 2010 yılında yazdığı bir kitap bölümünde modelin çerçevesini şöyle çizer: (Chaskin, 2010): Spergel Modeli çete sorunuyla mücadelede tek bir yaklaşımın yeterli olmadığını kabul eder. Her çete üyesi farklıdır ve farklı sorunlar farklı çözümler gerektirir. Bu nedenle önleme, müdahale ve baskıyı bir araya getiren bütünleşik bir strateji gereklidir. Model bu sebeple toplumun tüm kesimlerinin (hükümet, sivil toplum örgütleri, kolluk kuvvetleri, okullar, aileler, sosyal hizmetler, din/inanç kurumları, işletmeler) koordineli çalışması gerektiğini vurgular:

  1. Yerel ve şehir çapındaki liderler, kurumlar ve sivil toplum örgütleri sorunu tanımalı ve birlikte çözüm aramalıdır. Belediye başkanı/vali, polis müdürleri, okul müdürleri, dini liderler, iş dünyası temsilcileri ve mahalle grupları yapılandırılmış bir şekilde beraber hareket eder. 

  2. İlgili kurumlar çete üyelerine veya risk altındaki gençlere ihtiyaçları doğrultusunda özel eğitim, iş eğitimi ve istihdam fırsatları sunar. 

  3. Sokak çalışanları (sokak temelli gençlik çalışanları) hedef gençlerle doğrudan, profesyonel ilişkiler kurar. Sokakta, evde, çete ortamında gençlerle temas ederler. Danışmanlık yapar, meşru davranış kalıplarını teşvik eder ve gençleri diğer hizmetlere yönlendirirler. Sokak çalışanı ekip üyeleriyle (özellikle de polisle) bilgi paylaşır ancak polisin ajanı gibi görünmez, bu paylaşımın niteliği ve sınırlarından gençler de haberdardır. 

  4. Polis, şartlı tahliye görevlileri ve diğer adalet ve ceza personeli ile yasadışı davranışlar için kademeli yaptırımlar uygular. Ancak bu sadece cezalandırma değildir. Polis memurlarının gençlere saygılı davranması, damgalamadan kaçınması gerekir; hatta iş, okul veya diğer hizmetler hakkında yönlendirme yaparlar. 

  5. Kurumlar mevcut politikalarını, yapılarını ve uygulamalarını değişen ihtiyaçlar ve diğer kurumlarla ortak çalışma pratikleri doğrultusunda değiştirir. Örneğin, polis departmanı toplu tutuklamalardan vazgeçebilir veya sosyal hizmet kurumları eski çete üyelerini istihdam etmeye başlayabilir. Kurumlar arası koordinasyon güçlendirilir.

Bu sistemler uyumlu çalıştığında, bilgi paylaşımı yaptıklarında, hizmet sunumunda tekrara düşmediklerinde ve farklı gruplara ihtiyaçları doğrultusunda kapsamlı bir destek sunduklarında çete üyeliği daha az çekici veya gereksiz hale gelir. 

Bölüm 3: Spergel Modelinin Türkiye'de Uygulanabilirliği

Sektör

ABD Modeli

Türkiye Karşılığı

Gençlik Hizmetleri

Saha çalışmaları

Belediyeler, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Sivil Toplum

Eğitim

Risk tespiti ve rehberlik odaklı okullar

Milli Eğitim Bakanlığı

Kolluk

Önleyici ve seçici müdahaleler

İçişleri Bakanlığı, Jandarma, Emniyet

İstihdam

Mesleki eğitim ve istihdam programları

İŞKUR; mesleki eğitim ve istihdam

Konut

Sosyal konut yetkilileri

TOKİ; barınma ve güvenli yaşam

Sağlık/Sosyal Hizmetler

Ruh sağlığı ve sosyal hizmet kurumları

Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı

Tablo 1. Spergel Modeli'nin Türkiye'ye Mekanik Eşleştirilmesi: Sorunlu Bir Karşılaştırma

Bu modeli Türkiye'ye ulusal düzeyde uygulayacak olursak şöyle bir şeyle karşılaşırız:

  • Belediyeler, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve sivil toplum örgütleri gençlik merkezleri üzerinden yaptıkları saha çalışmalarıyla her bir mahalledeki farklı genç gruplarıyla güven ilişkileri kurar ve onları ihtiyaç duydukları hizmetlere yönlendirir.

  • Milli Eğitim Bakanlığı okullarda, risk altındaki öğrencileri erkenden belirler, hem risk altındaki öğrenciye hem de ailesine rehberlik ve yönlendirmeyi mümkün kılacak güvenli bir okul ortamı sağlar.

  • İçişleri Bakanlığı, jandarma, emniyet gibi kolluk kurumları aracılığıyla gerektiğinde yasal yaptırım ve kolluk müdahalesi uygular, ayrıca diğer kurumlarla sınırlı ve sorumlu şekilde bilgi alışverişi yaparak önleyici faaliyetlere destek sunar.

  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İŞKUR aracılığıyla gençlere mesleki eğitim ve istihdam olanakları ve meşru kazanç yolları sağlar.

  • Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, TOKİ aracılığıyla gençlere ve ailelerine barınma, konutlarda ise çete hayatından uzak güvenli bir yaşam sunar.

  • Sağlık Bakanlığı, hastaneler ve sağlık ocakları aracılığıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ise il müdürlükleri aracılığıyla travma ve kriz anlarında gençlere ve ailelere tıbbi ve psikolojik destek sağlar.

Belediyelerden İŞKUR'a, Diyanet'ten kolluk kuvvetlerine kadar çeşitli devlet kurumlarının sivil toplum örgütleriyle uyum içinde çalıştığı bir eşgüdüm çerçevesi gerekir. Bu çerçevede kurumların güven inşa etmesi ve sorumlulukla hareket etmesi şarttır. Ne var ki mevcut siyasi ve kurumsal koşullar, böyle bir yaklaşımın uygulanabilirliğini ciddi biçimde sınırlamaktadır.

Bu noktada önemli bir uyarı gereklidir: Yukarıdaki karşılaştırma, Spergel Modeli'nin Türkiye'ye "uygulanabilir" olduğunu önermek için değil, tersine, böyle bir eşleştirmenin ne kadar sorunlu olduğunu göstermek içindir. Bu tür mekanik eşleştirmeler, üç temel riski beraberinde getirir: Birincisi, Türkiye'nin özgün tarihsel, siyasal ve toplumsal koşullarını göz ardı ederek ABD'de geliştirilmiş bir modeli evrenselleştirir. İkincisi, Türkiye kurumlarının sadece "yetersiz" olduğu varsayımına dayanır, oysa bu kurumların birçoğu (özellikle Diyanet gibi) ideolojik araçlar olarak işlev görmektedir. Üçüncüsü, sömürgeci bilgi üretimini yeniden üreterek, Kuzey Amerika deneyimini normatif referans olarak alır. Bu üç risk göz önünde bulundurularak, aşağıdaki tablo Spergel Modeli'nin Türkiye'ye mekanik eşleştirilmesinin mümkün ama işlevsiz olduğunu göstermektedir.

Konunun gündemde bu denli yükselişte olması, ilerleyen dönemde gençlik çeteleri alanına yönelik ciddi bir kamu kaynağının (ister ulusal hükümetten ister Avrupa Birliği ya da Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kamudan olsun) ayrılmasını tetikleyebilir. Bu da sahada, sokakta gerçek bir değişim yaratmaktan çok, parlak raporlar, sembolik iş birlikleri ve bol fotoğraf içeren etkinlikler düzenleyerek, kâğıt üzerinde mükemmel çalışan bu koordinasyon modelini gururla uyguladıklarını iddia edecek çevrelerin meşruiyet alanı açma riskini taşımaktadır.

Kurumların Düşmanca Tutumundan Somut Örnekler

Türkiye'de kurumların 'düşmanca' veya 'sorunun parçası' olduğu tespiti için kesin nedensellik ilişkileri kurmak şu aşamada mümkün görünmese de bu tespitin soyut bir eleştiri olmakla kalmadığını gösterecek tarihsellik ve güncel örnekler mevcuttur. 

1995 Gazi Mahallesi Katliamı hafızasının belirlediği arka planda, Gülsuyu'nda 2013 yılında yaşanan Hasan Ferit Gedik cinayeti, hemen ardından cinayeti protesto eden mahallelilerin çetelerce aynı gün ve birden çok kez kurşunlanması, faillerin cezasız kalması (Güleç ve Çaklı, 2025) yerel de olsa önemli bir örnektir. Bu şüphe, Hasan Ferit Gedik'i öldüren Doğukan Çep'in, eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş suikastindeki rolünün ortaya çıkması ve 6 Ekim’de Ateş suikastinin azmettiricisi Serdar Öktem’in öldürülmesi ile çok daha yaygın bir şekilde ve ulusal düzeyde kabul görmeye başladı.

Öte yandan Güleç ve Çaklı, 2012-2016 yılları arasında önce Çevik Kuvvet sonra komiser yardımcısı olarak Gazi Mahallesi’nde görev yapan, polisliğin kendisine göre olmadığını anlayınca da kurumdan ayrıldığını ifade ettikleri eski bir polisle yaptıkları görüşmeden şöyle bir aktarımda bulunuyorlar:

“...yani yukarıda birileri, devlet bu bölgede politik bilincin zayıflamasını istiyor… muhakkak bunu ister ama bunun için bölgede suça göz yummayı ben çok büyük bir okuma olarak görüyorum. Ama oradaki yerel insanların bu şekilde okuması da bana çok anlaşılır geliyor. Çünkü devleti bir tehlike olarak görüyor. Devletin bölgeye girmesini kendisi için bir tehlike olarak görüyor ve devletin bölgede olmamasının yarattığı olumsuzlukları da devlete atmak istiyor.”

Bu ifade kurumsal koordinasyon sorununu yalnızca teknik veya yapısal bir mesele olmaktan çıkarıp, temelde bir güven ve meşruiyet krizi olarak ele alması bakımından önemlidir. Eski polisin ifadesi, hem kurum içi bir bakış açısı sunması hem de durumu çift yönlü okuması nedeniyle değer taşır: Devletin bilinçli bir ihmal politikası güdüp gütmediğini tartışmalı kılsa da mahalle sakinlerinin devleti bir tehdit olarak görmesi ve bu algının yarattığı kısır döngü herhangi bir resmi müdahaleyi olanaksız hale getirmektedir. Sonuç olarak, devletin müdahale etmemesi sorunları derinleştirirken müdahale etmesi mevcut güvensizliği artırmaktadır. Bu şartlar altında, kurumsal destek varsayımına dayanan çözüm modellerinin geçerliliği ve uygulanabilirliği, özellikle marjinalleştirilmiş grupların yaşadığı mahalleler için ciddi anlamda sorgulanır hale gelir.

Türkiye'de gençlik çeteleriyle mücadelede kurumların koordinasyonuna dayalı modellerin sınırlılıklarını kabul etmek, yerel dinamiklerden beslenen, sivil odaklı yaklaşımları karşılaştıkları tüm yapısal sınırlara rağmen değerlendirmek zorunlu hale gelmektedir. 

Bölüm 4: Kurumsal Altyapı Olmayınca Ne Olur?

Güleç ve Çaklı’nın (2025) Aslan görüşmesinden aktardığına göre, Gülsuyu, Gazi, Okmeydanı ve Gültepe gibi mahalleler kuruluş aşamalarında dahi çete ve mafya karşıtı duruşlarıyla bilinmektedir, çete ve mafya benzeri yapılanmalar ise bu mahallelerde 2010 yılından sonra daha sık görülmeye başlanmıştır. Aslan, bu mahallelerin kendine özgü toplumsal dokusunun (diğer varoş mahallelerinin aksine) bu tür yapıların güçlenmesini o zamana kadar engellediğini ve bu nedenle çete/mafya örgütlenmelerinin buralarda ortaya çıkışının daha geç olduğunu vurgulamaktadır. Aslan’ın bu yaklaşımı, örgütlü toplulukların ve güçlü alternatif dayanışma ağlarının bulunduğu yerleşim yerlerinde, çetelerin ortaya çıkışının ve yerleşmesinin geciktirilebileceği yönünde derinlemesine incelenmesi gereken bir hipotez ortaya koymaktadır.

Örneğin, 90'lı yıllarda Gülsuyu Mahallesinde muhtarlık yapan Yaşar Yalçınkaya, o yıllar için şunları söylüyor:

"Bir komşunun çocuğu yanlış bir şeye tevessül etmişse insanlar toplanıp o mahalleye, komşuya gidip tepki gösteriyorlardı, O çocuğun düzelmesi için ne gerekiyorsa, artık yardım mı gerekiyor, ne istiyorsa, neden bu çocuk bu yolda, neden okumuyor, okuluna yardım edelim, masraflarını karşılayalım veya bir iş bulalım gibi birtakım önerilerle gidip o aileyi ikna etmeye çalışıyorlardı" (Güleç ve Çaklı, 2025, s. 16). 

Mahalledeki bir esnaf, komşusu bir gence kayıt dışı da olsa iş verir; bir akraba, kriz anında barınak sağlar; bir öğretmen, okuldan ayrılan öğrencisiyle iletişimini sürdürür; din/inanç topluluğu veya spor kulübü gençlere alternatif bir aidiyet kaynağı sunar. Bunlar, devlet programları veya sivil toplum hizmetleri gibi ölçeklendirilebilir değildir ama bireyin yaşamındaki önemli sığınaklar olurlar. 

Ancak bu mahalli dayanışma ağlarının varlığı, sorunun çözülebileceği anlamına gelmez. Gülsuyu Mahallesi Muhtarı Ali Rıza Yıldız, işsizlik ve yoksulluğun para, silah ve otomobil verilen gençleri baştan çıkardığına dikkat çekip yerel duyarlılığın tek başına yeterli olmadığını vurguluyor:

"Mahallemde komşunun çocuğuna bir şey olsa ben buna tepki gösteririm. Bunu gösterirken de şu görevini yapsın, bu görevini yapsın diye beklemem. Herhangi bir aksi hareketi de bir bütün olarak karşılar ve direniriz. Bu mahallenin duyarlılığı bu olmalı." (Güleç ve Çaklı, 2025, s. 41)

Bu durum, devlet kurumlarının işlevsiz kaldığı veya düşmanca tutum sergilediği koşullarda, gayri resmi ağların yapısal sınırlarını somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Mahalle duyarlılığı var ama bunun altı boş kalır çünkü çoğu zaman mahalleli de gençlere sunulabilecek maddi alternatifler, istihdam olanakları ve gelir kaynaklarından yoksundur. 

Özetle, gençlerin çete üyeliğini bırakmasını sağlayan maddi istikrar, alternatif kimlik ve aidiyet kaynakları gibi temel etkenleri bilmek resmî kurumlar yetersiz kaldığında toplumun zaten başvurduğu yollardır. Bu yol ve yöntemleri anmayan bir tahlil sorunun çözülmesinde, ilgili toplumun özneleşmesini ihmal edeceği için sorunlu olacaktır. Sadece buraya güvenen bir tahlil ise çeşitli etik-politik ikilemlere dolanır.

Bu aşamada zorunlu olarak şu soru gündeme gelir: Devlet kurumları işlevsiz veya düşmanca olduğunda, bu müdahaleleri kim gerçekleştirecek? Spergel Modeli bu soruyu cevaplayamaz çünkü devlet kurumlarının beraber çalışması anlamlı bir değişime giden önemli bir ön koşuldur. Mahalleliler, sivil toplum örgütleri, din/inanç kurumları, eski çete üyeleri veya aile ağları bu boşluğu doldurabilir ancak her alternatif aktör ciddi yapısal kısıtlamalarla karşı karşıyadır. Peki uygun kurumsal ortam olmadan müdahale mümkün müdür? Evet, ama çok sınırlı ve kırılgan biçimlerde. 

Bölüm 5: Sonuç

Şimdiye kadarki tahlilin her ne kadar gerçekçi bir tablo çizdiğine inansam da tatmin edici bir çözüm sunmaktan oldukça uzak olduğunu kabul ediyorum. Böylece bir kronik tıkanıklık haliyle baş başa kalıyoruz. Yeni nesil çeteleri üreten yapısal koşulları değiştirecek köklü bir toplumsal değişimin beklentisinin dahi çok uzak göründüğünü kabul ederek üç temel ve şimdilik çözümsüz görünen gerilim hatları üstünden çalışmanın gerektiğine inanıyorum.

Gerilim 1: Araştırma ve Eylem Arasında

Bu konuya dışarıdan yaklaşacak aktörün yaşayacağı araştırma ve eylem arasındaki gerilim. Çete olgusunu anlamak için gereken derinlikli etnografik çalışma ve inşa edilmesi gereken kurumların koşullarını belirlemek emek, zaman, bütçe ve güven inşası gerektiriyor. Öte yandan çetelerin içinde ve etrafındaki gençlerin aidiyet, güvenlik, gelir ve barınma gibi ihtiyaçlarının karşılanması bir aciliyet arz ediyor. Mevcut koşullar altında salt yapısal koşullar söylemine sığınmanın ve durumla ilgili tahlili, eylemliliği burada bırakmanın gençlerin karşılanmayan ihtiyaçlarını konuşmayı erteleyen ve kimi zaman da eylemsizliğe kılıf uyduran bir retorikten öteye geçmediği kanısındayım, özellikle de konuya benim de yaptığım gibi dışarıdan yaklaşanlar için. Konuyla ilgili yapılacak basit bir web araştırması bu koşulların siyasi partiler, medya, demokratik kitle örgütleri vb. tarafından malumun ilanı şeklinde onlarca kez yeniden ve yeniden ele alındığını gösterecektir. 

Gerilim 2: Kısa Vadeli ve Uzun Vadeli İhtiyaçlar Arasında

Çete üyesi gençlerin yaşadığı kısa vadeli ve uzun vadeli ihtiyaçların çelişmesinden doğan gerilim. Çetelerin sunduğu, bugünün kısa vadeli kazançları (gelir, aidiyet, şiddet-itibar ilişkisine dayalı güvenlik), gençleri yarın karşılaşacakları şiddet, tutuklanma ve meşru fırsatlardan mahrumiyet gibi uzun vadeli risklere mahkûm ediyor. Burada dikkat edilmesi gereken, çetelerin karşıladığı ihtiyaçların sadece barınma, geçim gibi işlevsel olmadığı, tanınma, saygınlık gibi derin psişik arzuları da içerdiğidir.

Bu gerilim, müdahale girişimlerini özellikle zorlaştırır. Gence "çeteden çık" demek, ona bir bakıma maddi ve manevi tatmin sağlayan yegâne hayatta kalma stratejisinden vazgeçmesini söylemektir. Ancak alternatif olarak ne sunulmaktadır? Gayri resmi, mahalli ağların sunabileceği destek çoğu zaman çetelerin sağladığı anlık maddi kazanç ve sosyal prestijle rekabet edemez. Gazi Mahallesi muhtarının ifadeleri de bu durumun somut gerçekliğine işaret ediyor:

“Çete gruplarının başında bulunanlar sosyalist kurumlarda mücadeleyi bırakan kişilerden. Dokuyu çok iyi biliyorlar. Yapıyı çok iyi biliyorlar. Bir geçişkenlik yapıyorlar. Kurumlardaki çocukları da alıp götürmeye çalışıyorlar. Şurada bir tiyatro dersi versen, bir gitar kursu versen katılmıyor. Lise yıllarında bir çocuğu bu saatten sonra bir gitar kursu, tiyatro kursu ile etkileyemiyorsun… Şimdi bir yarış var, büyük bir para ve rant var içinde, o yüzden mahallede sıkıntı yaşıyoruz.” (Güleç ve Çaklı, 2025, s. 52).

Gerilim 3: Zarar Azaltma ve Yapısal Değişim Arasında

Sorunun çözülmesi için eyleme geçecek kişinin yaşayacağı zarar azaltma ve yapısal değişim arasındaki gerilim. Bu eyleme geçmeye karar vermiş kişinin harcayacağı vakit ve çabayı nereye yönlendireceği ile ilgilidir. En muhtemel ve en yakın zararların azaltılması için mi çalışacak yoksa bu durumları doğuran koşulları mı değiştirmeye çalışacak?

Bu argüman Güleç ve Çaklı'nın (2025, s. 42) aktardığı örnekte çok daha somut bir hale gelir:

"Sol örgütlerden birine üye bir görüşmeci, Okmeydanı'nda doğup büyümüş. 90'lı yıllarda uyuşturucu çeteleri tarafından kurşunlanmış ve göğsünün üzerinden vurulmuş, hatta bir arkadaşını kaybetmiş. "Kabahat" diyor, "yalnızca çocuklara ait değil. Karşı sokağımızda oturuyor bu genç. Elimizde büyüdü. Böyle bir sürü genç var. Şimdi cinayetten aranıyormuş. Buralarda geziyor. Peki suç sadece devlette mi? Hayır. Karşı sokağımızdaki gence dokunamamışız. Biz de kabahatliyiz."

Öte yandan, zarar azaltma genel bir yaklaşım olarak benimsendiğinde de ciddi etik-politik sorunlar ortaya çıkar. Bu strateji (kayıt dışı istihdam bulmak, kriz anında müdahale etmek), sistemi toptan değiştirmeyi hedeflemez ise sistemik şiddeti normalleştirme tehlikesi taşır. Dahası, kaynakların kısıtlılığı karşısında er ya da geç "kurtarılmaya değer" gençler ile diğerleri arasında ayrım yapmaya ve sürekli ahlaki ikilemlerle hareket etmeyi zorlar.

Sonuç

Sonuç olarak, ciddi ve olumlu bir toplumsal değişim beklentisinin yokluğunda, bu gerilimler "çözülmeyi bekleyen" problemler değil, aksine içinde çalışılması gereken kaçınılmaz koşullar olarak kabul edilmelidir. Devlet kurumlarının düşmanlığı (algılanmış ya da gerçek olsun) ve bunun yanı sıra yapısalcı ve dışarıdan bakan eleştirel seslerin acizliği karşısında, genel ve ulusal çapta bir çözüm arayışına girişmek şu aşamada gerçekçi görünmemektedir.

Bu noktada metnin temel tezini tekrar vurgulamak gerekir: Spergel Modeli'nin Türkiye'ye mekanik bir şekilde eşleştirilmesi mümkün ama sorunludur. Bu sorunun nedeni sadece Türkiye’deki kurumların "yetersiz" olması değil, ABD'de geliştirilmiş bir modeli Türkiye'ye aktarma çabasının ayrıca sömürgeci bilgi üretimini yeniden üretme riskini taşımasından da kaynaklanır. Türkiye'nin özgün tarihsel, politik ve toplumsal koşullarına göre yeni bir model geliştirilmesi gerektiği açıktır. Öte yandan Spergel Modelini hangi evrensel ihtiyaçlara yanıt verdiğini anlamanın böyle bir çaba için iyi bir başlangıç yapmayı mümkün kılacağına inanıyorum.

İlk ve asıl meselenin çetelerin gençlerde karşıladığı maddi ve manevi ihtiyaçların neler olduğunu anlamaktan ve neden aynı koşullara sahip bazı gençlerin çetelere katıldığı bazı diğerlerinin ise katılmadığını anlamaktan geçtiğine inanıyorum. İkincisi, çeteleşme sorununun yarattığı zararı kimin ne şekilde gördüğünü net bir şekilde tespit etmenin ve tahlili buradan ilerletmenin de ayrıca çok önemli olduğunu düşünüyorum. Zarar evrensel ve nesnel bir kategori değil, konumsal ve öznel bir deneyimdir; bu yüzden zararın nasıl tanımlandığı, kimin tarafından görüldüğü ve hangi boyutlarının önceliklendirildiği, müdahale ya da dayanışma yaklaşımlarının yönünü ve meşruiyetini doğrudan etkiler. Üçüncüsü, karşılaşılan zararın kimler tarafından, hangi yöntemlerle ve ne ölçüde azaltılıp ortadan kaldırılabileceğine dair doğru soruları sormak sorunun çözümü için büyük öneme sahip görünüyor. "Kim, nasıl, ne ölçüde" sorusu, basit bir görev dağılımından çok, toplumsal aklı ve etik sorumluluğu harekete geçirecek bir gerekliliktir.

Güleç ve Çaklı'nın uyarısı yeni nesil çeteler sorununun, bu yapıların karşıladığı ihtiyaçlar itibariyle basit güvenlik tedbirleriyle, aciliyeti itibariyle de büyük bir yapısal değişimi bekleyerek çözülemeyeceğini gösteriyor. Bu durumda gençlerin, toplumun, kurumların failliğini ve her bir aktörün müdahale, mücadele ya dayanışma girişiminde karşılaşacakları gerilimleri göz önünde bulundurmak ve bunlara ilişkin doğru soruları sormak teoriden pratiğe uzanan zorlu yolda atılacak en dürüst adım olabilir. Bu sorular, analizi tanı koyma aşamasından, etik sorumluluk ve eylemliliğe dökme, elde edilen bilgi ve duyarlılığı somut, sorumlu ve ölçülebilir bir toplumsal taahhüde dönüştürme potansiyelini taşıdığı için önemlidir. 

Metnin Sınırlılıkları

Bu çalışmada gençlik çeteleri sorununa müdahale için geliştirilen tek bir modele odaklandığım için konuya ilişkin üçü daha çok olmak üzere yedi önemli boyutu derinlemesine inceleyemediğime inanıyorum.

Daha önemli ve acil olarak ele alınması gereken üç boyut şöyle: (1) Bu metnin en temel sınırlılığı, Spergel Modeli gibi ABD'de geliştirilmiş bir modeli referans alarak ve bunu Türkiye kurumlarıyla mekanik bir şekilde eşleştirerek sömürgeci bilgi üretimini yeniden üretmesindedir. Bu pragmatik tercih Türkçe gençlik çeteleri literatürünün oldukça sınırlı olmasından kaynaklanmaktadır. Metin bu riski, Spergel Modeli'nin Türkiye'de olduğu gibi uygulanamayacağı argümanıyla ve söz konusu eşleştirmenin "sorunlu" olduğunu vurgulayarak dengelemeye çalışmaktadır. Ancak bu dengeleme çabası, ABD merkezli bir modele referans vermenin yarattığı epistemolojik sorunu tam olarak ortadan kaldırmaz ve Kuzey Amerika deneyimini normatif referans olarak gösterme riskini taşır. (2) Metin, 18 yaş altı (çocuk) ve 18 yaş üstü (erken yetişkin) arasındaki hukuki ve gelişimsel farklar göz ardı etmektedir. Bu ayrımın hukuki sorumluluk, gelişimsel ihtiyaçlar ve müdahale ve dayanışma yaklaşımları açısından farklı sonuçları olduğu açıktır. Özellikle çocuk hakları ve ceza sorumluluğu konularında bu ayrımın kritik öneme sahip olduğu açıktır. (3) Metin, olgunun toplumsal cinsiyet boyutu yeterince ele almamaktadır. Metin genç kadınların çetelere yönelik motivasyonlarını, çetelerdeki spesifik rollerini, karşılaştıkları özel riskleri ve spesifik ihtiyaçlarını incelememiştir. Bu anlamda ihmal edilen bir diğer husus da üye olmamakla beraber çeteleşmeden zarar gören kız çocukları ve kadınların tecrübe ve ihtiyaçlarıdır. 

Dikkat edilmesi gereken diğer sınırlılıklar ise şöyledir: (4) Örnekler ağırlıklı olarak İstanbul'dan ve politik mahalleler olarak ifade edilen kısıtlı bir listeden alınmış; diğer büyük ve küçük kentler, İstanbul’un başka diğer mahalleleri yeterince temsil edilmemiştir. (5) İnanç ve kökene bağlı kimliklerin (etnik/mezhepsel), göç hikayelerinin çete motivasyonları ve devlet ilişkileri üzerindeki etkisi de göz ardı edilmiştir (6) Çalışma, birincil saha araştırması içermemekte, sadece ikincil kaynaklara dayanmaktadır. (7) Benzer otoriter bağlamlardaki çete müdahale yaklaşımları incelenmemiştir. 

Bu kısıtlılıkların gelecekteki araştırmalar için önemli yönelimler sunduğu açıktır.

Kaynaklar

Chaskin, R. (Ed.). (2010). Youth gangs and community intervention: Research, practice, and evidence. Columbia University Press.

Güleç, S. ve Çaklı, O. (2025). Yeni Nesil Çeteler: Daltonlar, Red Kitler, Casperlar. Tekin Yayınevi.

Nadir, İ. (2022). Gençlik çeteleri ve genç suçluluğu arasındaki ilişki üzerine bir inceleme. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (159), 155-184.

National Gang Center. (t.y.). OJJDP Comprehensive Gang Model. Erişim tarihi: 14 Haziran 2026. https://nationalgangcenter.ojp.gov/comprehensive-gang-model 

Spergel, I. A. (1995). The youth gang problem: A community approach. Oxford University Press.